Kraliçe ve Prenses Arasındaki Fark Nedir? – İzmir’de Bir Kafede Başlayan Fazla Düşünceli Bir Hikâye
İzmir’de bir kafede oturuyorum. Kordon’a yakın bir yer, deniz hafif dalgalı, martılar sanki hayatın bütün sorumluluklarını üstlenmiş gibi değil de sadece “bugün ne yesek” derdindeler. Ben ise önümdeki kahveye bakarken yine gereksiz bir düşünce bataklığındayım: “Kraliçe ve prenses arasındaki fark nedir?”
Bunu düşünürken yan masada iki arkadaşın konuşması kulağıma çalınıyor.
“Ya sen tam prenses gibisin biliyor musun!”
“Ne alaka ya, ben kraliçeyim resmen!”
İşte tam orada beynim devreye giriyor: “Dur, bu konuya girersek çıkamayız.”
Kraliçe ve Prenses Arasındaki Fark Nedir? – Temelin Göründüğünden Daha Derin Olması
“Kraliçe ve prenses arasındaki fark nedir” konusunda doğru bilgiye ulaşmak isteyenler için kapsamlı bir içerik hazırladık.
Dışarıdan bakınca mesele çok basit gibi: biri kraliçe, biri prenses. Biri daha “üst seviye”, biri daha “genç ve tatlı” gibi algılanıyor. Ama işin içine biraz hayat, biraz ego, biraz da sabah otobüste yaşanan küçük krizler girince durum değişiyor.
Kraliçe dediğin şey sadece bir taç meselesi değil. Prenses de sadece “güzel elbiseler giyen kişi” değil.
Ben bunu İzmir trafiğinde, ESHOT’ta ayakta giderken daha iyi anlıyorum. Çünkü orası gerçek bir krallık simülasyonu.
Bir gün otobüste biri ayağıma bastı. İç ses:
“Kraliçe olsam bu olay diplomatik krize dönerdi.”
Ama dış ses:
“Önemli değil.”
Prenses olsaydım muhtemelen içten içe trip atardım. Kraliçe olsam direkt sistem kurardım: “Otobüste ayak basma protokolü.”
Prenses: Hayalin, Beklentinin ve Biraz da Dramın Temsilcisi
Prenses figürü genelde hayatın “başlangıç aşaması” gibi düşünülür. Daha fazla hayal kurar, daha çok bekler, daha çok hisseder.
Ama bunu küçümsemek için söylemiyorum. Tam tersi, prenses tarafı insanın içindeki o “keşke her şey kendiliğinden güzel olsa” diyen ses.
Bir prenses sabah uyanır ve şöyle düşünebilir:
“Bugün biri beni fark edecek mi?”
Ben İzmir’de sabah işe geç kalırken düşünüyorum:
“Bugün patron beni fark etmese de olur aslında…”
Arada fark var gibi ama aslında aynı yerden geliyor: beklenti.
Prenses olmak biraz da dünyanın sana daha yumuşak davranmasını beklemek gibi.
Prenses Modunun Günlük Hayattaki Yansımaları
Bir kafede oturuyorsun. Garson geç geldi.
Prenses iç sesi:
“Beni neden görmedi?”
Kraliçe iç sesi:
“Yoğunluk var, olur böyle şeyler.”
Benim iç ses:
“Acaba siparişi iptal edip evde tost mu yapsam?”
İşte burada Kraliçe ve prenses arasındaki fark nedir sorusu biraz daha netleşiyor. Prenses daha çok duygusal merkezde yaşarken, prensesliği aşan kraliçe versiyon olaylara daha stratejik bakıyor.
Kraliçe: Sorumluluğun, Netliğin ve “Ben Bunu Çözerim” Enerjisinin Hali
Kraliçe figürü biraz daha “ben buradayım ve sistemi yönetiyorum” hali.
Ama sakın bunu soğukluk gibi düşünme. Kraliçe olmak duygusuz olmak değil. Aksine, duyguyu yönetebilmek.
Ben bunu ilk kez evde internet bozulduğunda fark ettim.
Prenses modum:
“İnternet yok… hayat bitti.”
Kraliçe modum:
“Modemi kapat-aç, sonra teknik destek.”
Gerçek ben:
“Operatörü arayayım ama 45 dakika beklemek istemiyorum…”
Kraliçe tarafı çözüm üretir. Prenses tarafı hisseder. Ben ise genelde iki arasında ping pong oynarım.
Kraliçenin Günlük Hayat Stratejileri
Kraliçe olmak İzmir’de yaşarken şöyle bir şey:
Otobüs gecikince panik yapmaz
İnsanları hemen yargılamaz
Kahvesi soğusa bile “idare eder” der
Hayat planını B, C, D seçenekleriyle kurar
Bir gün Alsancak’ta bir arkadaşla yürürken yağmur başladı. O an diyalog:
Arkadaş: “Şemsiye yok, bittik.”
Ben: “Hayır, sadece ıslanacağız.”
Kraliçe versiyonum iç ses:
“Alternatif rota var, köprü altına geçebiliriz.”
Prenses versiyonum:
“Saçım…”
İşte bu kadar net bir ayrım bazen.
Gündelik Hayatta Kraliçe ve Prenses Çatışması
Aslında herkesin içinde iki karakter var gibi. Biri daha duygusal, biri daha yönetici.
Bazen markette bile ortaya çıkıyor bu fark.
Kasada sıra beklerken:
Prenses:
“Bu sıra neden bu kadar uzun?”
Kraliçe:
“Normal, akşam saati.”
Ben:
“Bu arada neden 3 tane abur cubur aldım?”
Ya da Instagram’da story atarken:
Prenses:
“Bu açı kötü çıktı, sil.”
Kraliçe:
“Paylaş gitsin, hayat mükemmel değil.”
Ben:
“Zaten 17 kişi izlemiş, bu kadar büyütmeye gerek yok…”
Arkadaş Ortamında Kraliçe ve Prenses Etkisi
Arkadaş grubunda da bu fark çok belli olur.
Bir arkadaş var mesela, her şeye “ya boşver ya” der. O genelde kraliçe moduna yakın.
Bir diğeri sürekli “acaba ne düşünmüştür?” diye analiz yapar. O prenses moduna yakın.
Ben ise:
“Abi bu konu neden bu kadar derinleşti?”
Sonra 2 saat psikoloji konuşuluyor.
İlişkilerde Kraliçe ve Prenses Dengesi
İlişkilerde bu konu daha da ilginç hale geliyor. Çünkü Kraliçe ve prenses arasındaki fark nedir sorusu burada daha duygusal bir sahneye dönüşüyor.
Prenses tarafı şunu ister:
“İlgi, romantizm, küçük sürprizler.”
Kraliçe tarafı şunu der:
“Tutarlılık, güven, netlik.”
Benim tarafım:
“İkisi de olsun ama çok yorulmayalım.”
Bir gün bir arkadaşım şöyle demişti:
“Ben prenses gibi hissetmek istiyorum ama aynı zamanda hayatımı da kontrol etmek istiyorum.”
İşte orada gerçek denklem ortaya çıkıyor.
İç Ses Savaşları
İç ses 1 (prenses):
“Mesaj atmadı…”
İç ses 2 (kraliçe):
“Meşguldür.”
İç ses 3 (ben):
“Telefonu bırak, dışarı çık, hava al.”
Sonra kim kazanıyor biliyor musun? Genelde dışarı çıkma fikri.
Kendimle Dalga Geçtiğim Nokta: Ben Hangisiyim?
İzmir’de yaşayan, sürekli espri yapan ama geceleri yatakta gereksiz düşüncelerle boğuşan biri olarak söyleyeyim: Ben net bir kategori değilim.
Bazen prensesim.
Mesela biri mesajıma geç cevap verince:
“Acaba yanlış mı söyledim?”
Bazen kraliçeyim.
Mesela iş yetişmesi gerekiyorsa:
“Plan yap, böl, çöz.”
Bazen de sadece yorgun bir insanım.
“Bugün hiçbir şey düşünmesem olur mu?”
Kraliçe ve Prenses Arasındaki Fark Nedir? – Aslında Bir Seviye Meselesi Değil
Bu soruyu düşündükçe şunu fark ediyorum: mesele üstünlük değil.
Kraliçe olmak daha iyi, prenses olmak daha kötü gibi bir tablo yok.
Aslında biri hissetme biçimi, diğeri yönetme biçimi.
Prenses tarafı insana hayal kurduruyor.
Kraliçe tarafı o hayali hayata geçiriyor.
Biri “ya olsa ne güzel olurdu” diyor.
Diğeri “tamam, nasıl yapıyoruz?” diye soruyor.
İzmir Gün Batımı ve İçsel Denge
Kordon’da gün batımına bakarken bunu daha net hissediyorsun. Gökyüzü turuncuya dönerken insanın içindeki karmaşa da biraz sakinleşiyor.
Bir yanda duygular var, bir yanda planlar.
Bir yanda “keşke”ler, bir yanda “yaparım”lar.
Ve belki de en doğrusu şu:
İkisini de tamamen susturmamak.
Son Söz Gibi Olmayan Bir Yer
Hayat biraz otobüs yolculuğu gibi. Bazen ayakta gidiyorsun, bazen yer buluyorsun, bazen de yanlış durağa geliyorsun.
Prenses tarafın o yolculukta etrafı izleyen, düşünen, hisseden tarafın.
Kraliçe tarafın ise “bir sonraki durak ne, nasıl inerim” diye hesap yapan tarafın.
İkisi de lazım.
Yoksa biri olmadan diğeri eksik kalıyor.
Ve en garibi şu: insan çoğu zaman hangisi olduğunu bile tam bilmiyor…